Evliliğin Sona Ermesi ve Hukuki Sonuçları


Kategori : Aile Hukuku

Yazar : Av. Ahmet YILDIZ

Tarih : 12.10.2026

Okunma : 0


Özet

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca evli çiftlerden her biri ayrı ayrı veya birlikte evliliğin sonlandırılması için çeşitli nedenlere dayanarak mahkemeye başvuruda bulunabilir.


Makale

Boşanma Nedeni: Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

 

                                                                                                                                                                     Av. Ahmet YILDIZ

 

Öz

 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca evli çiftlerden her biri ayrı ayrı veya birlikte evliliğin sonlandırılması için çeşitli nedenlere dayanarak mahkemeye başvuruda bulunabilir. Türk Medeni Kanunu m.166’da belirtilen evlilik birliğinin temelinden sarsılması başlıklı boşanma nedeni de bu çeşitlerden biridir. Madde metnine göre evlilik birliğinin devamı taraflardan beklenemeyecek düzeyde sağlanamaz hale gelmişse eşlerden biri veya her ikisi evliliğin sona ermesini talep edebilecektir. Bu çalışmada genel olarak evlilik ve boşanma müesseselerinden bahsedilecek, boşanma nedenlerinden biri ve en yaygını olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması konusu ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler

Boşanma sebepleri, evlilik, evlilik birliği, evlilik birliğinin temelinden sarsılması, ortak hayatın tekrar kurulamaması, genel boşanma sebepleri, kusur

 

Abstract

 

According to the Turkish Civil Code No. 4721, each of the married couples can apply to the court for the termination of the marriage, separately or together, based on various reasons. The reason for divorce, which is stated in Article 166 of the Turkish Civil Code, is one of these types. According to the text of the article, if the continuation of the marriage has become impossible to be expected from the parties, one or both of the spouses may request the termination of the marriage. In this study, the institutions of marriage and divorce will be discussed in general, and the most common reason for divorce, the issue of the termination of the marriage, will be discussed.

Keywords

Reasons for divorce, marriage, marriage union, the foundation of the marriage union being shaken, the failure to re-establish common life, general reasons for divorce, fault

 

 

 

  1. GİRİŞ

 

Türk Medeni Kanunu, evlilik birliğini sona erdirme hakkını belirli hukuki sebepler çerçevesinde düzenlemiş olup, bu sebepler arasında en geniş kapsamlı olanı “Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması”dır. Özel boşanma sebeplerinin aksine, bu sebep tek bir olguya dayanmamakta; öngörülebilir ve öngörülemez birçok durumu içerebilmektedir. Hukuki açıdan, bu durum eşler arasında artık ortak yaşamın sürdürülemeyecek düzeye ulaşmasını ifade eder ve mahkemeler tarafından geniş yorumlanmaktadır.

Bu çalışmada, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebinin hukuki çerçevesi ayrıntılı şekilde incelenerek, gerçekleşmesi için gereken şartlar ele alınmış ve hukuki prensipler ışığında değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu boşanma sebebinin kanunda düzenlenen diğer boşanma nedenleriyle ilişkisi üzerinde durulmuş, yargı kararları ve uygulamaları doğrultusunda hâkimin rolü ile tarafların konumu detaylandırılmıştır.

Özellikle kusur ilkesinin bu boşanma sebebi açısından taşıdığı önem, eski ve yeni Medeni Kanun düzenlemeleri bağlamında karşılaştırmalı bir şekilde analiz edilmiştir. Yargıtay kararları incelendiğinde, zaman içerisinde kusurun boşanma davalarındaki rolünün değişim gösterdiği, ancak belirli kriterler çerçevesinde değerlendirilmesinin sürdüğü görülmektedir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma, gerek kapsamı gerekse uygulama alanı itibarıyla hukuki ve sosyal boyutları olan önemli bir meseledir. Mahkemelerin takdir yetkisi, tarafların sunduğu deliller ve hukukun genel prensipleri doğrultusunda şekillenen bu boşanma sebebi, aile hukukunun en dinamik alanlarından biri olmaya devam etmektedir.

 

  1. GENEL OLARAK BOŞANMA

 

Boşanma, mevcut ve geçerli bir evlilik ilişkisinin çeşitli sebeplerle ya kendiliğinden sona ermesi ya da mahkeme kararıyla sonlandırılmasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 4721 sayılı düzenlemesi çerçevesinde, Aile Hukuku kapsamında boşanma, evlilik birliğinin sona ermesine ilişkin hukuki süreçleri ve hükümleri içermektedir.

Boşanma davaları, eşlerden birinin veya her ikisinin, kanunda belirtilen boşanma sebeplerine dayanarak mahkemeye başvurması ile açılır. Hukuki niteliği itibarıyla yenilik doğurucu bir hak olan boşanma, bozucu yenilik doğuran bir hakkın kullanılması sonucu hâkimin vereceği karar ile hükme bağlanır. Türk Medeni Kanunu’nun 161 ile 166. maddeleri arasında düzenlenen boşanma sebepleri, sınırlı sayı ilkesine tabi olup, belirli hukuki çerçeve içinde incelenmektedir.

Boşanma sebepleri, eşlerin boşanma sürecinde kusurlu olup olmaması ve hâkimin takdir yetkisinin bulunup bulunmamasına göre farklı gruplara ayrılmaktadır. Bu kapsamda, bazı boşanma sebeplerinde hâkim, şartlar gerçekleşmiş olsa bile ortak hayatın sürdürülüp sürdürülemeyeceğini değerlendirerek karar vermekte ve dava sonucunu belirlemektedir. Bu tür sebepler nisbi boşanma sebepleri olarak adlandırılırken, hâkimin şartların oluşması halinde boşanma kararını vermek zorunda olduğu durumlar ise mutlak boşanma sebepleri olarak kabul edilmektedir.

Boşanma sebepleri ayrıca özel ve genel sebepler olarak iki temel kategoride ele alınmaktadır. Özel boşanma sebepleri, belirli bir hukuki olguya dayalı olarak düzenlenirken; zina (TMK m. 161), hayata kast ve onur kırıcı davranış (TMK m. 162), suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163), terk (TMK m. 164) ve akıl hastalığı (TMK m. 165) gibi durumlar bu gruba dahildir. Genel boşanma sebepleri ise, evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166), anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılığa dayalı boşanma gibi sebepleri kapsamaktadır.

Türk Medeni Kanunu çerçevesinde boşanma, yalnızca belirli hukuki temellere dayanarak gerçekleştirilebilen, sosyal ve bireysel açıdan önemli sonuçlar doğuran bir süreçtir. Hâkimin değerlendirmeleri, eşlerin sunmuş olduğu deliller ve hukuki yorumlar ışığında şekillenen boşanma süreci, aile hukukunun temel unsurlarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.

 

  1. BOŞANMA DAVASI GENEL ÖZELLİKLERİ

 

    1. Taraf ve Dava Ehliyeti

 

Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanılarak boşanma davası açma hakkı, eşlerden herhangi birine tanınmış olup, bu davanın açılması eşin kusurlu olup olmamasına bağlı değildir. Buna karşılık, özel boşanma sebeplerinde dava açma hakkı, olay veya olguyu gerçekleştirmeyen eşe ait olup, boşanma süreçlerinde kusur kavramı belirleyici bir unsur olarak değerlendirilmemektedir.  Boşanma davası açma hakkı, kişiye sıkı sıkıya bağlı olup, dava süreci devam ederken eşlerden birinin vefat etmesi halinde evlilik birliği kendiliğinden sona erdiğinden dava konusuz kalmaktadır. Ancak TMK m. 181/2 hükmü, bu duruma istisna getirerek, vefat eden davacı eşin mirasçılarından birinin davayı sürdürebilmesine imkân tanımaktadır. Dava sonucunda davalının kusurlu olduğu tespit edilirse, bu kişi vefat eden davacı eşe mirasçı olamaz ve davacı tarafından boşanma öncesinde gerçekleştirilen ölüme bağlı tasarruf hükümleri çerçevesinde haklarını kaybeder. Aynı zamanda ölen kişinin mirasçıları, boşanma davasını kusur yönünden incelemek üzere devam edebileceklerdir.

Tam ehliyetliler bakımından kişiye sıkı sıkıya bağlı olan bu hak taraflarca kullanılabilir. Ayırt etme gücüne haiz sınırlı ehliyetsizler de bu haklarını kullanabileceklerdir. Ancak temyiz kudretine sahip olmayan sınırlı ehliyetsizler bakımından bu hak kanuni temsilcisi aracılığıyla kullanılabilecektir.

Uzun süren yargı süreçlerinin taraflar açısından doğurabileceği olumsuzlukları azaltmak amacıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 2014 yılında yaptığı “Boşanma Nedenleri Araştırması” doğrultusunda, uyuşmazlık meydana geldiğinde arabuluculuk yönteminin kullanılması önerilmektedir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (H.U.A.K.) uyarınca, tarafların hür iradeleriyle hareket etmesi ve sürecin kendi belirledikleri koşullara göre şekillenmesi esastır. Ancak boşanma ve boşanmanın sonuçlarına dair hususların serbestçe tasarruf edilebilir olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Zira aile hukuku, tarafların üzerinde en sınırlı şekilde tasarrufta bulunabildiği özel hukuk dallarından biridir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası açıldığında, mahkemenin tarafları evliliklerini kurtarmak ve özellikle varsa çocukları anne – babanın ayrı yaşamasının yıkıcı etkilerinden korumak amacıyla arabuluculuk sürecine yönlendirmesi faydalı bir yöntem olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra, ayrılık ve boşanma davalarında yalnızca eşler birbirine dava açabilmektedir; Cumhuriyet Savcısı, üçüncü kişiler, ilgililer veya yasal temsilciler bu tür davaları açma hakkına sahip değildir.

 

    1. Yetkili ve Görevli Mahkeme

 

Yetki kuralları, bir davada hangi mahkemenin yer bakımından yetkili olduğunu belirleyen yasal düzenlemelerdir. Türk Medeni Kanunu’na göre, boşanma davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya davanın açılmasından önceki son altı ay içerisinde oturdukları yer mahkemesi olarak kabul edilmektedir.

Görev kuralları ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 1. maddesi uyarınca yalnızca yasayla düzenlenebilir ve kamu düzenine ilişkin olarak değerlendirilir. Bir hukuki uyuşmazlık ortaya çıktığında, bu uyuşmazlığın hangi ilk derece mahkemesi tarafından ele alınacağını görev kuralları belirler. Bu kurallar, davanın miktarı, konusu, niteliği ve değeri bakımından hangi mahkemede görüleceğini belirleyen esaslardır.

Boşanma davalarında görevli mahkeme ise Aile Mahkemeleridir. Aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar, bu konuda uzmanlaşmış mahkemeler tarafından ele alınarak, tarafların haklarını en iyi şekilde koruyacak biçimde değerlendirilir. Yetki ve görev kurallarının doğru uygulanması, hukuki süreçlerin etkin ve adil bir şekilde yürütülmesini sağlamakta olup, boşanma davalarında da tarafların hukuki güvencesini temin eden önemli mekanizmalardan biridir.

Boşanma davalarında araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Aynı zamanda hâkimin takdir yetkisi geniş olup vicdani kanaat ilkesi daha ön plandadır.

Taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme, duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir. Bunda özellikle çocukların menfaatleri daha ön plana çıkmaktadır. Hâkim yargılamanın devam etmesi sırasında eşler ve çocuklar için barınma, giyinme, tedbir ve iştirak nafakası gibi geçici tedbirler alabilir.

 

  1. BOŞANMA SEBEBİ OLARAK: EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI

 

    1. Unsurları

 

      1. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması

 

Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi uyarınca evlilik, taraflar arasında kendiliğinden oluşan yasal bir birlik olarak kabul edilmektedir. Ancak eşler arasında önceden öngörülemeyen veya öngörülse dahi üstesinden gelinebileceği düşünülen çeşitli sebepler, zamanla evlilik birliğinin sürdürülebilirliğini zedeleyebilir. Bu bağlamda, eşlerin yaşamı ortak paylaşma amacı ve arzusunun kaybolması, evliliği devam ettirme isteğinin ve gelecek planlarının tükenmesi gibi hususlar, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gösteren başlıca faktörler olarak değerlendirilir. Önemli fikir ve duygu ayrılıklarının ortaya çıkması, taraflar arasındaki iletişimin ve uyumun bozulmasına yol açarak hukuki anlamda boşanma sebebi olarak ileri sürülebilir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması kavramı, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenen genel boşanma sebepleri kapsamında yer almakta olup, mahkemeler tarafından somut olayın koşullarına göre geniş bir yorumla ele alınmaktadır. Bu noktada, hâkim tarafından evlilik birliğinin devamının taraflar açısından çekilmez hale gelip gelmediği değerlendirilmektedir.

Yargıtay kararları kapsamında kusur olarak değerlendirilebilecek bazı durumlar belirtilmiştir. Her evlilik biricik ve her evlilik dinamiği kişilere özel olduğundan boşanma nedenleri de somut olaya göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak genel itibariyle toplumun ve insan doğasının evlilikten beklentileri gerek fizyolojik, gerek psikolojik ve gerekse içtimai yönlerden olsun benzerlik kurulabileceğinden emsal kararlar dikkate alınabilecektir. Örneğin Yargıtay bir kararında eşine duygusal şiddette bulunan kişinin kusurlu olduğunu ve eşin kilosuna, boyuna, fiziksel görünümüne dair sert eleştirilerin boşanma nedeni olduğuna hükmetmiştir. Küçük düşürücü davranışları da kusur sayılmıştır. Ortak çocuğun kendisine ait olmadığını bile bile söyleyen kişi de bu sözlerinden ötürü eşini küçük düşürdüğünden kusurlu sayılmıştır. Yine eşlerin ailesel sırlarını başkalarına açıklaması da duygusal şiddete örnek verilebilir.

Bunun dışında evlilik birliği kişilerin ekonomik birliğini de kapsadığından özellikle çalışmayan eşe karşı çalışan eşin yaptığı tutum ve davranışlar da ekonomik şiddet olarak değerlendirilebilir. Örnek vermek gerekirse eşin aşırı ve ölçüsüz derecede harcama yapması, kumar oynaması, borcunu ödememesi nedeniyle evine haciz gelmesine neden olması buna örnek verilebilir. Bunların haricinde cinsel şiddet, sosyal ilişkilerde şiddet, görsel ve fiziksel şiddet de somut olaya göre boşanma nedeni olarak değerlendirilebilir.

 

      1. Evlilik birliğindeki sarsılmanın her iki eş ya da eşlerden biri açısından ortak hayatı sürdüremeyecek derecede çekilmez olması

 

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması olgusu, yalnızca taraflar arasındaki sıradan anlaşmazlıklar ve geçici sorunlarla sınırlı değildir. Sarsılmaya neden olan olayların, somut ilişkide derin ve kalıcı etkiler yaratması, tarafların artık ortak yaşamı sürdüremeyecek duruma gelmesi gerekmektedir. Doktrinde de bu durum, “eşler arasındaki geçimsizliğin evlilik ruhunu tamamen söndürmesi ve tarafları evlilikten nefret eder hale getirmesi” şeklinde ifade edilmektedir. Öte yandan, evlilik içinde rastlanabilecek olağan anlaşmazlıklar, kısa süreli gerginlikler ve kişisel kaprisler, boşanma sebebi olarak değerlendirilmemektedir. Hukuki çerçevede, evlilik birliğinin temelinden sarsılması için, taraflar arasındaki sorunların evliliğin doğasına uygun basit anlaşmazlıkların ötesine geçmesi, evliliğin devamını imkânsız hale getiren ciddi ve önemli bir etki yaratması gerekmektedir. Eşlerden birinin aile hukuku yükümlülüklerini ihlal etmesi, ortak yaşamın çekilmez hale gelmesine neden olabilecek önemli bir unsurdur. Bu ihlal bilinçli bir şekilde gerçekleşebileceği gibi, eşin ilgisiz ve umursamaz tutumu sonucunda da ortaya çıkabilir. Ancak yalnızca şiddetli kavgaların yaşanması değil, genel bir uyumsuzluk ve iletişim eksikliği de evlilik birliğinin temelden sarsılmasına yol açabilir.

Bunun yanı sıra, irade dışı gerçekleşen durumlar, örneğin kaza veya hastalık gibi olumsuzluklar da ortak yaşamı sürdürülemez hale getirebilir. Bununla birlikte, eşler arasındaki yaş farkı, kültürel ve karakter farklılıkları, sosyal çevre ve yetişme koşulları gibi faktörler de zamanla uyumsuzluklara neden olarak ortak hayatın devamını imkânsızlaştırabilir.

Evlilik, eşlerin karşılıklı hak ve yükümlülüklerle birbirlerine bağlı olduğu bir birlikteliktir. Ancak eşlerden birinin fiziksel veya ruhsal hastalığı nedeniyle evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirememesi, diğer eş açısından ortak hayatı çekilmez hale getirebilir. Bu durumda, mağdur olan eşin başvurusu üzerine boşanma kararı verilmesi, hukukun koruduğu temel ilkelerden biri olarak değerlendirilmelidir.

Özellikle, hastalığın ortak yaşamı sürdürebilme imkânını ortadan kaldırması halinde, evliliğin devam etmesi sadece kâğıt üzerinde bir birliktelik anlamına gelecektir. Eşlerin evlilik birliğini sürdürme konusunda açık bir iradesi olmaması ve birbirlerinden sürekli ayrı yaşama hali içinde bulunmaları, evliliğin temel amacını zayıflatan unsurlar arasında yer almaktadır. Hukuki perspektiften bakıldığında, evlilik yalnızca hukuki bir statü değil, aynı zamanda fiili bir ortak yaşamı gerektirir.

Boşanma sürecinde, eşlerin ayrı yaşadığı sürenin belirlenmesi önemlidir. Sürenin çok kısa olması, tek taraflı boşanma kararı verilmesine yol açabilirken, çok uzun olması ise tarafların yeni bir hayat kurma imkânlarını gereksiz yere sınırlandırabilir. Hukukun amacı, her iki taraf açısından da dengeli ve adil bir çözüm sunabilmektir. Bu bağlamda, süre açısından somut olayın özellikleri dikkate alınmalı ve evlilik birliğinin sürdürülebilirliği objektif olarak değerlendirilmelidir.

 

  1. KUSUR BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME

 

Bu ilkenin temelinde kusursuz olan tarafın korunması esası vardır. Doktrinde, boşanma sebeplerine ilişkin hukuki değerlendirmelerde kusur kavramının doğrudan belirleyici bir unsur olup olmadığı tartışılmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nda kusur veya kabahat yerine kabile isnat olma ifadesi mevcuttur. İsnad kavramı, bir davranışın veya olgunun belirli bir kişiye yüklenmesi ya da dayandırılması anlamına gelmekte olup, boşanma davalarında bu durum kusur kavramı ile eşdeğer şekilde değerlendirilmemelidir. Boşanma sürecinde, eşlerden birine atfedilebilecek bir davranışın, mutlaka onun kusurlu olmasına bağlı olmadığı; geçimsizlik ve ortak hayatın sürdürülemez hale gelmesinin yalnızca kusur unsuruyla açıklanamayacağı açıktır. Bu çerçevede, kusur hukuki anlamda boşanma sürecinin unsurlarından biri olarak kabul edilmemekle birlikte, mahkeme kararlarında boşanma davasının reddine yol açabilecek kadar etkili bir faktör olarak değerlendirilmiştir.

Yargıtay uygulamaları, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı boşanma davalarında temelden sarsılma ve kusur prensiplerini bir arada ele almakta ve kusurun dolaylı olarak boşanma sürecinde belirleyici bir rol oynadığı görülmektedir. Bu durum, kusur prensibinin zımni bir unsur olarak öne çıkmasını ve boşanma hukukunun temel ilkelerinden biri haline gelmesini sağlamıştır. Yine Yargıtay uygulamasına göre her iki eşin de kusurlu olması halinde iki eş ayrı ayrı dava açabilecektir. Ancak Türk Medeni Kanunu m.166/2 uyarınca ‘’Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.’’ Hükmünden anlaşılacağı üzere hakkın kötüye kullanılmaması koşulu ile taraflar kusurlu olsalar dahi dava açabileceklerdir. Bir başka deyişle davalının, davacının daha kusurlu olduğu itirazını ileri sürmemiş ya da ileri sürülen itirazın kabul edilmemiş olması gerekmektedir. Boşanma sebebi birliğin temelinden sarsılmasına dayanır. Ancak sarsılma nedeni taraflardan birinin kusuruna dayanıyorsa bu durumda dava hakkı kusursuz ya da daha az kusurlu olan tarafta ortaya çıkar. Kusurlu tarafın dava açması halinde kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın itiraz etme hakkı vardır.

 

  1. BOŞANMA DAVASINDA HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI 

 

Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bu ilke, boşanma davalarında daha az kusurlu veya tamamen kusursuz olan eşin, davayı reddettirme hakkını kullanması açısından da geçerlidir. Hukuki değerlendirmelerde, davalı eşin evlilik birliğini sürdürme niyetinin bulunmadığı veya ortak hayatın devamına artık olanak kalmadığı açıkça anlaşıldığında, bu eşin def’i hakkını kullanarak boşanma talebini reddetmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu kabul edilmektedir. Kanun koyucu, bu tür sakıncalı durumların doğmasını önlemek adına, TMK m. 166/II hükmü ile davalı eşin boşanma talebine yönelik itirazının hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebileceğini ve bu durumda itirazların dikkate alınmayacağını düzenlemiştir. Bu hüküm, eski Medeni Kanun’a 1988 yılında yapılan değişiklikle eklenmiş olup, yeni Türk Medeni Kanunu’nda da muhafaza edilmiştir.

Hukuk düzeni, meşru menfaat olmaksızın bir hakkın kullanılmasını korumaz. Bir kimsenin, somut olayın özelliklerine göre, hakkını kötüye kullanması halinde TMK m. 2 kapsamında bu durum hukuka aykırı olarak değerlendirilir. Kanun koyucu, evlilik birliğinin devamında davalı eş veya çocuklar açısından korunmaya değer bir yarar kalmadığı durumlarda, def’i hakkının kullanılması halinde dahi boşanmaya hükmedilebileceğini düzenlemiştir.

Bu bağlamda, davacı eşin kusurlu olduğu durumlarda, davalı eşin davayı reddettirme hakkını kullanabilmesi ancak evliliğin sürdürülmesi halinde kendisi veya çocukları bakımından korunmaya değer bir menfaatin mevcut olması halinde mümkündür. Doktrinde de, huzurlu bir aile ortamını yeniden tesis etmenin imkânsız olduğu durumlarda, davayı reddettirme girişiminin hukuken geçerli bir gerekçeden ziyade anlamsız bir inatlaşma niteliği taşıdığı ifade edilmektedir.

 

  1. BOŞANMANIN HUKUKİ SONUÇLARI

 

Boşanma, hukuki açıdan yalnızca evlilik birliğinin sona ermesi ile sınırlı kalmayıp, eşler ve çocuklar açısından çeşitli sonuçlar doğuran bir süreçtir. Boşanma kararının içinde doğrudan yer alan hususlar ile kararın ardından kendiliğinden ortaya çıkan değişiklikler, hukuki neticeler olarak değerlendirilmektedir. Boşanma hükmü içerisinde yer alan hukuki sonuçlar, hâkimin boşanmaya karar vermesi ile birlikte şekillenen ve mahkeme kararıyla belirlenen unsurlardır. Bunlar arasında velayet hakkı, nafaka türleri, maddi ve manevi tazminat talepleri ve soyadı kullanımı gibi hususlar bulunmaktadır.

Bazı hukuki neticeler ise mahkeme kararında açıkça belirtilmese dahi boşanmanın gerçekleşmesiyle kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bunlar evlilik birliğinin hukuki olarak sona ermesi, zamanaşımı sürelerinin başlaması ve miras hakkının kaybı gibi konuları kapsamaktadır. Ayrıca boşanmanın bazı sonuçları her boşanma vakasında ortaya çıkarken, bazıları belirli şartlar altında meydana gelmektedir. Mutlak neticeler velayet ve malların tasfiyesi gibi hususları kapsarken, nisbi neticeler yoksulluk nafakası ve tazminat talepleri gibi belirli şartların gerçekleşmesi ile hükme bağlanmaktadır. Öncelikle kişilerin evli olma statülerinin sona ermesi anlamına gelir. Dolayısıyla eşlerin birbirlerine olan evlilikten doğan sadakat gibi yükümlülükleri de sona ermektedir. Ancak bazı kimseler bakımından kayın hısımlıkları devam etmektedir. Mal rejiminin tasfiye edilmesi süreci de başlamış olur. Eşlerin kusur oranlarına göre katılma payı alacakları ve artık değer gibi hakları hâkim tarafından belirlenerek paylaştırılır. Miras hukuku bakımından da eşler, boşanmış olmakla birlikte birbirlerine mirasçı olamayacaklardır.

Boşanma yalnızca eşler açısından değil, çocuklar bakımından da önemli hukuki değişikliklere sebep olmaktadır. Çocukların velayeti, iştirak nafakası ve ebeveynlerle kuracağı kişisel ilişki gibi hususlar, çocuğun üstün yararı gözetilerek mahkeme tarafından belirlenmektedir. Her ne kadar mahkeme çocukların ve tarafların beyanlarını dikkate alacak olsa da çocukların üstün yararı gereği kimi durumlarda bir pedagog eşliğinde çocuklarla görüşerek velayetin aidiyetini takdir yetkisini kullanarak belirleyebilecektir.

 

  1. SONUÇ

 

Boşanma, tarih boyunca toplumu ilgilendiren önemli bir kurum olarak varlığını korumuş, farklı kültürler ve hukuk sistemleri içinde çeşitli değişimler geçirmiştir. Her hukuk sistemi, boşanma kavramına kendi toplumsal yapısına ve değerlerine uygun anlamlar yüklemiş, bazı sistemler boşanmayı sınırlı bir hak olarak kabul ederken, bazıları tamamen yasaklamış veya belirli şartlara bağlamıştır.

Türkiye’de ise boşanma kurumu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenmiş olup, evlilik hukuku, boşanma ve evlenmenin genel hükümleri üç ayrı bölümde ele alınmıştır. Ancak bu ayrım, konu bütünlüğü açısından bazı tutarsızlıklar içermekte olup, daha bütüncül bir yaklaşım ile düzenlenmesi gerektiği savunulmaktadır. Boşanma hükümleri kanunda açıkça belirtilmiş olsa da, boşanma nedenleri sınırlı sayı ilkesine tabi tutulmuş ve belirli maddeler kapsamında değerlendirilmiştir.  

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı boşanma sebebi, günümüzde en sık başvurulan boşanma nedeni olarak öne çıkmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenen “evlilik birliğinin temelinden sarsılması”, “anlaşmalı boşanma” ve “fiili ayrılık sonrası ortak hayatın yeniden kurulamaması” gibi genel boşanma sebepleri, kanunda tek bir madde ile hüküm altına alınmış olup, öğretide ve Yargıtay kararlarında bu sebeplerin yorumlanması ve uygulanması yön gösterici bir rol üstlenmektedir. Öte yandan, evlilik birliğinin temelinden sarsılması kavramı tek bir sebebe dayanmayıp birden fazla olguyu bünyesinde barındırmaktadır. Bu noktada, hukuki işleyiş açısından özel ve genel boşanma sebeplerinin tek bir çatı altında toplanmaması gerektiği görüşü öne çıkmaktadır. Hukuki süreçlerin daha sağlıklı yürütülebilmesi açısından, boşanma sebeplerinin ayrıştırılarak düzenlenmesi, uygulamada daha net ve doğru kararlar alınmasını sağlayacaktır.  

Sonuç olarak, boşanma kurumu, hukuki sistemlerin temel bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmekte olup, toplumsal değişim ve hukuki gelişmeler doğrultusunda sürekli olarak şekillenmektedir. Mevcut yasal düzenlemelerin uygulamada karşılaşılan zorluklar ve öğretideki öneriler dikkate alınarak revize edilmesi, boşanma sürecinin daha sağlıklı yürütülmesine katkı sağlayacaktır.  

 

KAYNAKÇA

 

[1] T. Akıntürk, D. Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku İkinci Cilt Aile Hukuku, 14. Baskı, İstanbul, 2012.

[2] D. Toksöz, "Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma," Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, 2009.

[3] T. Tekben, "Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Sebebine Dayalı Boşanma Üzerine Bir İnceleme," Yükseköğretim Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt XVIII, sayı 2, 2021.

[4] Ç. Yılmaz, "Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Sebebiyle Boşanmada Tarafların Kusuruna İlişkin Yargıtay Kararı İncelemesi," İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt 2, sayı 3, Aralık 2016.

 

Kullanılan Mevzuatlar

[1] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Resmî Gazete, sayı 17863, 9 Kasım 1982. [Çevrimiçi]. Erişim adresi: www.resmigazete.gov.tr, Erişim tarihi: 28 Nisan 2025.

[2] Türk Medeni Kanunu, Resmî Gazete, sayı 24607, 22 Kasım 2001. [Çevrimiçi]. Erişim adresi: www.resmigazete.gov.tr, Erişim tarihi: 26 Nisan 2025.

[3] Türk Borçlar Kanunu, Resmî Gazete, sayı 27836, 11 Ocak 2011. [Çevrimiçi]. Erişim adresi: www.resmigazete.gov.tr, Erişim tarihi: 28 Nisan 2025.

[4] Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Resmî Gazete, sayı 27836, 12 Ocak 2011. [Çevrimiçi]. Erişim adresi: www.resmigazete.gov.tr, Erişim tarihi: 28 Nisan 2025.

[5] Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, Resmî Gazete, sayı 28331, 7 Haziran 2012. [Çevrimiçi]. Erişim adresi: www.resmigazete.gov.tr, Erişim tarihi: 28 Nisan 2025.

 

Çevrimiçi Siteler

[1] Yargıtay Kararları, 27 Nisan 2025. [Çevrimiçi]. Erişim adresi: http://www.kazanci.com

[2] Yargıtay Kararları, 27 Nisan 2025. Yargıtay İçtihat Merkezi. [Çevrimiçi]. Erişim adresi: https://www.turkiye.gov.tr/yargitay-ictihat-merkezi-7802